Ertelemek Her Zaman Tembellik midir? Erteleme Davranışını Anlamak

05.10.2026

Yapmanız gereken işi biliyorsunuz. Hatta ne zaman yapmanız gerektiğini de biliyorsunuz. Fakat bir şekilde başlamıyorsunuz. Önce telefonunuza bakıyorsunuz, sonra masayı topluyorsunuz, “bir kahve içip başlarım” diyorsunuz ve fark ettiğinizde yapılması gereken iş hâlâ orada duruyor.

Böyle anlarda insanın kendisine söylediği ilk şeylerden biri genellikle şudur: “Ben çok tembelim.”

Oysa erteleme davranışını yalnızca tembellikle açıklamak, oldukça karmaşık bir psikolojik süreci tek bir kişilik özelliğine indirgemek anlamına gelir. Araştırmalar ertelemenin öz-düzenleme, görevin yarattığı rahatsızlık, kişinin kendisine yönelik beklentileri ve özellikle kısa vadede olumsuz duygulardan uzaklaşma çabasıyla ilişkili olabileceğini göstermektedir.

Bazen ertelediğimiz şey aslında görevin kendisi değil, o görevin bizde uyandırdığı duygudur.

Erteleme nedir?

Her işi daha sonraya bırakmak erteleme davranışı değildir. Bazen bir işi bilinçli olarak sonraya bırakmak mantıklı, hatta gerekli olabilir. Öncelikleri değiştirmek, dinlenmeye ihtiyaç duymak veya daha önemli bir göreve zaman ayırmak stratejik bir karar olabilir.

Psikoloji literatüründe erteleme daha çok, kişinin yapmayı planladığı bir işi geciktirdiğinde kendisi için olumsuz sonuçlar doğabileceğini bilmesine rağmen o işe başlamayı veya işi tamamlamayı gönüllü biçimde geciktirmesi olarak ele alınır.

Bilinçli erteleme

“Bunu yarın yapacağım.”

Kararın bir gerekçesi vardır. Öncelikler değerlendirilir, başka bir iş daha önemlidir veya kişinin gerçekten dinlenmeye ihtiyacı vardır. Karar kontrol hissini tamamen ortadan kaldırmaz.

Erteleme döngüsü

“Yapmalıyım ama başlayamıyorum.”

Kişi işi yapmak istediğini ve gecikmenin kendisini zorlaştıracağını bilir. Buna rağmen kısa süreli rahatlama sağlayan başka davranışlara yönelir ve daha sonra bundan rahatsızlık duyar.

Bu ayrım önemlidir. Çünkü zaman zaman bir işi sonraya bırakmak insanı “erteleme problemi yaşayan biri” yapmaz. Asıl mesele, davranışın tekrar edip etmediği ve yaşamda ne kadar sorun oluşturmaya başladığıdır.

Peki neden “tembellik” açıklaması yetersiz kalıyor?

Tembellik dediğimizde genellikle kişinin bir şeyi yapmak istemediğini ve bunun için çaba göstermediğini düşünürüz. Oysa erteleme yaşayan birçok kişi tam tersine yapmadığı iş hakkında uzun süre düşünür.

İş yapılmadığı halde kişi zihinsel olarak da özgür değildir. Yapılması gereken şey arka planda sürekli hatırlanabilir:

“Hâlâ başlamadım.”

“Bu akşam kesin yapmam gerekiyor.”

“Niye bunu yine son dakikaya bıraktım?”

“Birazdan başlayacağım.”

Dolayısıyla dışarıdan bakıldığında hiçbir şey yapmıyor gibi görünen biri, içeride önemli miktarda stres, suçluluk ve zihinsel uğraş yaşıyor olabilir.

Ertelemenin ilginç tarafı şudur: kişi çoğu zaman işi yapmayarak rahatlamaya çalışırken, aynı zamanda işi yapmadığı için de rahat edemez.

Ertelemenin duygularla ne ilgisi var?

Yapmamız gereken her görev yalnızca yapılacak bir iş değildir. Bazı görevler bizde belirli duygular da yaratır.

Sıkıcı olabilir.

Göreve başlama fikri bile isteksizlik yaratabilir.

Zor görünebilir.

Nereden başlayacağımızı bilememek bunaltıcı olabilir.

Kaygı yaratabilir.

“Ya yapamazsam?” düşüncesi görevden uzaklaşmaya yol açabilir.

Değerlendirilecek olabilir.

Başkasının çalışmamız hakkında ne düşüneceği önemli hale gelebilir.

Mükemmel görünmesi gerekebilir.

“İyi yapamayacaksam hiç başlamayayım” düşüncesi ortaya çıkabilir.

Çok büyük görünebilir.

Tek bir görev yerine aşılması gereken büyük bir yük gibi hissedilebilir.

Böyle durumlarda telefonla ilgilenmek, başka küçük işleri yapmak, video izlemek veya “biraz sonra başlarım” demek kısa süreli olarak hoş olmayan duygudan uzaklaşmamızı sağlar.

Sorun şu ki bu rahatlama genellikle geçicidir.

Erteleme döngüsü nasıl oluşur?

Kısa vadeli rahatlama, uzun vadeli yük
Yapılması gereken görev
→
Sıkıntı, kaygı veya isteksizlik
→
Görevden kaçınma
→
Kısa süreli rahatlama
→
Zaman baskısı, suçluluk ve daha fazla stres

Buradaki kritik nokta kısa süreli rahatlamadır. Görevden uzaklaştığımız anda rahatsız edici duygu da bir miktar azalabilir. Zihin böylece kaçınmanın işe yaradığını öğrenir.

Ancak görev ortadan kalkmamıştır. Zaman azalırken iş aynı yerde kaldığı için bir sonraki karşılaşmada görev daha da stresli görünebilir. Bu da yeniden kaçınma isteğini artırabilir.

O halde mesele yalnızca zaman yönetimi değil

Takvim kullanmak, hatırlatıcı oluşturmak ve yapılacaklar listesi hazırlamak elbette yararlı olabilir. Fakat kişi ne yapması gerektiğini zaten biliyor ve yine de başlayamıyorsa daha ayrıntılı bir plan bazen tek başına yeterli olmaz.

Çünkü sorun her zaman “Ne zaman yapacağımı bilmiyorum” değildir. Bazen asıl güçlük:

“Başlarsam yetersiz olduğumu göreceğim.”

“Çok zor görünüyor.”

“Şu anda bunun yarattığı sıkıntıyla uğraşmak istemiyorum.”

“Doğru şekilde başlamalıyım.”

“Biraz daha hazır olduğumda yaparım.”

Bu nedenle ertelemeyi azaltmaya çalışırken yalnızca zamanı değil, göreve yaklaşırken ortaya çıkan duygu ve düşünceleri de değerlendirmek gerekebilir.

Mükemmel yapmak istemek başlamayı zorlaştırabilir mi?

Bazen evet. Özellikle kişinin kendisine yönelik beklentileri çok yüksekse göreve başlamak yalnızca “bir işe başlamak” olmaktan çıkar. Çalışmanın kişinin yeterliliğini kanıtlaması gereken bir sınava dönüşmesi mümkündür.

Böyle bir durumda ilk taslağın kusurlu olması, hata yapmak veya beklenen performansa ulaşamamak daha tehdit edici hissedilebilir. Kişi başlamayı ertelediğinde kısa süreli olarak bu değerlendirmeden de uzaklaşmış olur.

“En iyi şekilde yapmalıyım” beklentisi bazen “henüz başlamaya hazır değilim” sonucuna dönüşebilir.

Bununla birlikte her ertelemenin nedeni mükemmeliyetçilik değildir. Erteleme farklı kişilerde farklı işlevlere sahip olabilir. Önemli olan kendimiz için hangi durumların döngüyü başlattığını anlamaktır.

Kaygı ertelemeyi artırabilir mi?

Bir görev başarısızlık, eleştirilme, belirsizlik veya önemli bir karar verme ihtimali taşıyorsa kaygı yaratabilir. Kişi görevi ertelediğinde kısa süreli olarak bu kaygıdan da uzaklaşabilir.

Fakat süre azaldıkça kaygının ortadan kalkması yerine büyümesi mümkündür. Böylece erteleme ve kaygı birbirini besleyen bir ilişkiye dönüşebilir.

Kaygının ne zaman günlük yaşamın doğal bir parçası olmaktan çıkıp işlevselliği etkilemeye başladığını daha ayrıntılı ele aldığım Kaygı Ne Zaman Bir Soruna Dönüşür? yazısına da göz atabilirsiniz.

Erteleme döngüsünü kırmak için neler denenebilir?

Amaç kendimizi daha sert biçimde eleştirmek veya bir anda olağanüstü disiplinli hale gelmek değildir. Bazen daha küçük, daha somut değişiklikler başlama eşiğini azaltabilir.

1 Görevi belirsiz bırakmayın

“Tezimi yazacağım”, “ders çalışacağım” veya “işlerimi halledeceğim” gibi büyük ifadeler yerine bir sonraki görülebilir davranışı tanımlayın. Örneğin: “Dosyayı açacağım ve giriş bölümünün ilk paragrafına bakacağım.”

2 Başlama eşiğini küçültün

Görevi bitirmeyi değil, yalnızca başlamayı hedeflemek bazen daha kolaydır. Beş veya on dakika çalışmak bile görevle aranızdaki psikolojik mesafeyi azaltabilir.

3 “Ne hissediyorum?” sorusunu ekleyin

Erteleme başladığında yalnızca “neden yapmıyorum?” diye değil, “bu göreve yaklaşınca bende hangi duygu ortaya çıkıyor?” diye de sorabilirsiniz. Sıkıntı, kaygı, yetersizlik, belirsizlik veya isteksizlik farklı çözümler gerektirebilir.

4 İlk denemenin kusurlu olmasına izin verin

İlk taslak bitmiş ürün değildir. Bir işi kötü biçimde başlatmak çoğu zaman hiç başlamamaktan daha fazla ilerleme sağlar. Başlangıç aşamasında kaliteyi değil hareketi hedeflemek işe yarayabilir.

5 Dikkat dağıtıcıları başlamadan önce düzenleyin

İrade gücünüzü sürekli test etmek yerine ortamı değiştirmek daha kolay olabilir. Telefonu görüş alanından çıkarmak, gereksiz sekmeleri kapatmak veya çalışacağınız materyali önceden hazırlamak başlangıcı kolaylaştırabilir.

6 Kendinizi aşağılamayı motivasyon sanmayın

“Yine beceremedim”, “çok tembelim” veya “benden bir şey olmaz” gibi ifadeler utanç ve kaçınmayı artırabilir. Davranışı eleştirmek ile kendimizi bütünüyle değersizleştirmek aynı şey değildir.

Ertelediğinizde kendinize sorabileceğiniz dört soru
1 Tam olarak neyi erteliyorum?
2 Bu göreve başlamayı düşündüğümde hangi duygu ortaya çıkıyor?
3 Görevi şu anda yapabileceğim en küçük adıma nasıl çevirebilirim?
4 Şu anda yaptığım şey gerçekten dinlenmek mi, yoksa rahatsızlıktan kaçınmak mı?

Dinlenmek ile ertelemek aynı şey değildir

Verimli olmak adına her boş anı çalışmayla doldurmaya çalışmak da sağlıklı değildir. İnsanların dinlenmeye, eğlenmeye ve hiçbir şey yapmadan zaman geçirmeye ihtiyacı vardır.

Dinlenme ile erteleme arasındaki önemli farklardan biri, deneyimin nasıl yaşandığı olabilir.

Dinlenme

Seçilmiş bir ara

“Şu anda dinlenmeye ihtiyacım var, bunu akşam yapacağım” diyebilirsiniz. Dinlenirken sürekli suçluluk yaşamak zorunda kalmazsınız.

Erteleme

Kaçınmayla geçen ara

Yapmanız gerektiğini düşündüğünüz iş sürekli zihninizdedir. Başka bir şey yaparken bile tam olarak rahatlayamayabilir, fakat işe de başlayamayabilirsiniz.

Erteleme bazen başka bir güçlüğün parçası olabilir

Erteleme tek başına bir psikolojik bozukluk değildir. Bununla birlikte yoğun kaygı, düşük duygudurum, tükenmişlik hissi, dikkat ve öz-düzenleme güçlükleri gibi farklı süreçlerle birlikte görülebilir.

Örneğin kişinin enerjisi belirgin biçimde azalmışsa, daha önce kolaylıkla yaptığı işlere başlamakta zorlanıyorsa ve bu durum isteksizlik, keyif kaybı veya çökkünlükle birlikte sürüyorsa meseleyi yalnızca “kendimi disipline etmeliyim” biçiminde ele almak yetersiz kalabilir.

Depresif belirtiler ile dönemsel mutsuzluk arasındaki ayrımı daha ayrıntılı ele aldığım Her Mutsuzluk Depresyon Değildir yazısını da inceleyebilirsiniz.

Ne zaman profesyonel destek düşünülebilir?

Hepimiz zaman zaman bazı işleri erteleriz. Ancak erteleme davranışı sürekli tekrarlanıyor; akademik yaşamınızı, işinizi, ilişkilerinizi veya günlük sorumluluklarınızı belirgin biçimde etkiliyor; yoğun suçluluk, kaygı veya yetersizlik duygularıyla birlikte ilerliyorsa davranışın arkasındaki döngüyü daha ayrıntılı değerlendirmek yararlı olabilir.

Psikolojik danışma sürecinde yalnızca “daha disiplinli olmak” üzerinde durmak yerine; hangi görevlerin ertelendiği, bu görevlerin hangi düşünce ve duyguları tetiklediği, kaçınmanın kısa vadede ne sağladığı ve uzun vadede neye mal olduğu birlikte ele alınabilir.

Psikolojik danışma sürecinin nasıl ilerlediğini merak ediyorsanız Danışma Süreci sayfasını; üzerinde çalıştığım konular hakkında bilgi almak için Çalışma Alanlarım sayfasını inceleyebilirsiniz.

“Yapmam gerekiyor ama başlayamıyorum” döngüsü yaşamınızı zorlaştırıyorsa

Ertelemenin sizin için hangi durumlarda ortaya çıktığını, hangi duygu ve düşüncelerle beslendiğini ve daha işlevsel davranış örüntülerini birlikte değerlendirebiliriz.

İletişime Geç →

Kaynaklar

Steel, P. (2007). The nature of procrastination: A meta-analytic and theoretical review of quintessential self-regulatory failure. Psychological Bulletin, 133(1), 65–94.

Sirois, F. M., & Pychyl, T. A. (2013). Procrastination and the priority of short-term mood regulation: Consequences for future self. Social and Personality Psychology Compass, 7(2), 115–127.

Li, K., Zhang, R., & Feng, T. (2024). Functional connectivity in procrastination and emotion regulation. Brain and Cognition, 182, 106240.

The association between procrastination and negative emotions in healthy individuals: A systematic review and meta-analysis. (2025).

Bu yazı psikoeğitim amacıyla hazırlanmıştır ve bireysel değerlendirme veya tanı yerine geçmez.

Share
Randevu Al